|
Kimine göre dünya başkenti, kimine göre ecdadının ayak bastığı mukaddes şehir, kimine göre ise binlerce kilometre uzaktaki evinin karşı kıyıdaki tezahürü. Ama hepsinin ortak kanaati: “İstanbul, dünyanın en güzel şehri” |
|
Kimi zaman nazlı bir kadına benzetilmiştir İstanbul, kimi zaman da aşk acısı çektiren sevgiliye. Büyük kumandan Fatih Sultan Mehmed’e, “Ya ben onu alırım, ya o beni alır!” sözünü söyleten şehir, son yıllarda “Neden geldim İstanbul’a?” sorusuyla özdeşleşir gibi olsa da, dillere destan güzelliğiyle gönül çelmeye devam ediyor. Tarihî, tabiî ve manevî iklimiyle herkesi kendine hayran bırakan İstanbul, Türkiye’den haber aktaran yabancı gazetecileri de kendine bağlıyor. Öyle ki, onlar yabancı diyarlardan gelseler de İstanbul’u memleketleri gibi görüyorlar. Türkiye’nin nabzını tutarken işten güçten sıyrıldıkları her fırsatta kendilerini İstanbul’un kollarına bırakıyorlar. Türkiye’yi dış dünyaya yansıtan haberciler, uzun yıllar yaşadıkları İstanbul’a dair izlenimlerini Aksiyon’a anlattılar.HAYALLERİMİN ŞEHRİ, ON KAT DAHA GÜZEL
“İstanbul, misafirperverliği ile buraya gelen hiç kimsede yabancılık hissi uyandırmıyor. Sanki herkes İstanbullu.” diyen Fransız gazeteci Jerome Bastion yaklaşık 11 yıldır burada yaşıyor. Fransa’da doğup Tunus ve Senegal’de büyüyen Bastion, pek çok ülke gezmesinden dolayı kendisini “bir dünya vatandaşı” olarak niteliyor; hayallerinin şehrini ise İstanbul’da bulduğunu söylüyor. İstanbul’u gördüğü yerlerden farklı kılan özelliği ise şehrin kültürel ve insani zenginliği. Radio France İnternationale’ın İstanbul muhabirini ararken kendisi yerleşmiş buraya. Şu an Fransız TV5 kanalı için çalışan Jerome Bastion, Türkiye’yi parlak ve büyük bir geçmişe sahip bir ülke olarak tanımlıyor, İstanbul’u beklediğinden 10 kat daha güzel bulduğunu belirtiyor. Ona göre ülkemiz hem Batı’ya yakın hem de Batı’dan farklı. İstanbul’un bazı semtlerini Barcelona, Roma, Paris’e; bazılarını da Doğu ülkelerinin kentlerine benzetiyor. İstanbul’u en çok karlı günlerde seviyor Jerome Bastion, bir de erguvanların açtığı baharda. Her iki dönemde de uzun yürüyüşler yapıyor, “Bu manzara dünyanın hiçbir yerinde yok.” diyor. Hemen her gün geldiği Tophane’de, bizimle konuşurken bile nargilesini elinden düşürmüyor. Kenti anlattığına inandığı enstrümanları dinlemeyi seviyor, Laço Tayfa, Hüsnü Şenlendirici veya Barbaros Erköse’nin elinden. Avrupa Birliği yolunda ilerlerken kaldırılması gündeme gelen sokak satıcılarını İstanbul’un renkleri olarak niteliyor. Bu arada AB üyeliğinin Türkiye’den daha çok AB için faydalı olacağını da sözlerine ekliyor. Bu şehir için ‘titrediğini’ söyleyen Fansız gazeteci, “Sadece bir depremde dağılma ihtimalinden değil, herhangi bir afetin bu güzel İstanbul’u vurmasından korkuyorum.” diyor.
MISIR ÇARŞISI’NDA ZAMAN TÜNELİ
Makedonya’dan gelen İsmet ve Asude Koçan çifti ise 12 yıldır İstanbul’da çalışıyor. Asude Hanım Makedonya Denes Gazetesi’ne, tarihçi olan İsmet Bey ise Makfaks News Agency’ye Türkiye’den haber aktarıyor. İsmet Bey, ülkemize “Osmanlı İmparatorluğu’nun mirası” Makedonya’dan geldiğini, böylece büyük bir arzusunu gerçekleştirdiğini dile getiriyor. Yıllardır İstanbul’da konaklayan Makedonyalı çift, bir ve üç yaşlarında getirdikleri oğullarını da burada büyütmüşler.
Çeşmeler kenti Üsküp’ten geldiklerinde ilk olarak suyun damacanayla satılması dikkatlerini çekmiş. “Damacanaları gördüğümüzde çok şaşırmıştık, ne için kullanıldıklarını anlamamıştık. Şimdi her gittiğim yere çantamda su götürüyorum.” diyor Asude Hanım gündemdeki ‘susuz yaz’ haberlerine atıfta bulunarak. “İstanbul’da yaşamak alışkanlıktan çıktı, hayatımız oldu.” diyen çift, en çok tarihî yarımadayı gezmeyi seviyor. Mısır Çarşısı’nda dolaşmayı, zaman tünelinde yapılan yolculuğa benzetiyorlar. Bakırköy’de otursalar da sahil yolundan Eminönü’ne gitmeyi muhteşem manzaralı tur gibi değerlendiriyorlar. Garsonun “Ne içersiniz?” sorusuna yüzümüzde tebessüm oluşturan “Türk çayı” cevabını veren İsmet Bey, Türk mutfağına da bir hayli düşkün. Zaman zaman yemek yapmak için mutfağa da giriyor, Türk kültürünü yemek tarifleri üzerinden anlatan bir kitap yazmayı da planlıyor.
TÜRKİYE’DEKİ HOŞGÖRÜ AVRUPA’DA YOK
İstanbul’da büyük bir koşuşturmaca içerisinde olan çift, Üsküp’e gittikleri ilk günlerde kentin sessizliğine alışmada sorun yaşıyormuş. İstanbul’da büyüyen çocuklar için ise durum farklı. Onlar kendilerini Türkiye’de evlerinde, Makedonya’da ise gurbette hissediyorlar. Ancak bu İsmet Bey’i üzmüyor; ona göre Makedonya ve Türkiye aynı bütünden, Osmanlı’dan geliyor. Koçan çifti, İstanbul dışında en çok Kapadokya’dan etkilenmiş. “Kapadokya bambaşka bir yer, Türkiye’de birçok kişi böyle değerlerin olduğunu bilmiyor.” diyor Asude Hanım. İsmet Bey ise erken Hıristiyanlık döneminden kalan mabetlere dikkat çekiyor: “Türkiye çok uzun yıllardır Müslümanlar tarafından yönetiliyor. Bu mabetlerin korunması ve günümüze kadar gelmesi Türkiye’deki hoşgörünün bir göstergesidir. Bu hoşgörüyü Avrupa’nın pek çok yerinde bulamazsınız. Avrupa bu konuda Türkiye’den çok şey öğrenebilir.”
Tokyo doğumlu Masayuki Watanabe ise küçüklüğünde babasından dinlediği İstanbul’a görmeden hayranlık duymuş, tatil için geldiği 2003 yılında da burada yaşamaya karar vermiş. Japon yayın organları için Avrupa ve Türk futboluyla ilgili haberler hazırlayan Watanabe, burada yaşamayı tercih etmesinin en önemli sebebinin kenti sarmalayan “sıcaklık hissi” olduğunu vurguluyor: “Türkiye’de otobüste birinin yanına oturduğunuz zaman hemen sizinle konuşmaya başlıyor. Hâlbuki Japonya’da insanlar ya gazete okur ya da cep telefonlarıyla uğraşırlar.” Ona göre İstanbul’da hayat sokaklarda yaşanıyor, Tokyo’da ise iş yerlerinde. Bu nedenle olsa gerek İstanbul’da yaşayanların daha mutlu olduğu izlenimine kapılmış. “Siz Japonya’da Galata Köprüsü’ndeki insanlar gibi sabahtan akşama kadar sabırla balık tutan birini göremezsiniz.” diyor.
İstanbul halkının samimiyetinden etkilenen Watanabe, Japonya’daki arkadaşlarının ona “Sen Türklere benzemişsin. Ne kadar açık ve konuşkansın” dediklerini aktarıyor. Tabii bu halinden hiç de mutsuz değil. En çok Beyoğlu’nda gezmekten ve Rumeli Hisarı’nın üst kısmında çay içmekten hoşlanan Japon gazeteci, Fatih Akın’ın İstanbul Hatırası: Köprüyü Geçmek filminde etkilendiği Orhan Gencebay’ın da albümlerini alıyor. Dünyanın pek çok kentini gezse de Boğaz manzarasını hiçbir yerde bulamadığını söylüyor. Kıtaları birleştiren Boğaz’ın onun için ayrı bir önemi de var. Avrupa yakasından karşı kıyıya baktığında, çok uzak da olsa bir Asyalı olarak evine çok yakın olduğu hissine kapılıyormuş: “Benim ülkem Türkiye’ye 12 saatlik uçak yolculuğu mesafesinde; ancak Asya yakasına geçtiğimde sanki evime gidiyormuşum gibi oluyor. Bu hissi Atina’da bulamazsınız.”
İstanbul’a ilk geldiği zaman İnönü Stadyumu’nda Beşiktaş’ın maçına gitmiş Masayuki Watanabe. O sebepledir ki sıkı bir Beşiktaş taraftarı. “Türkiye’de en çok hangi futbolcuyu beğeniyorsunuz?” sorumuza “Ben futbolculardan çok taraftarları beğeniyorum, maça da onları izlemek için gidiyorum zaten. Dünyanın en güzel ve ateşli taraftarları Türkiye’de.” cevabını veriyor. Yalnız bir arzusu var, Türkiye’ye geldiğinden beri şampiyon olamayan Beşiktaş’ın mutlu sona ulaştığını görmek: “2008 Avrupa şampiyonasına kadar buradayım; ancak onların şampiyon olduklarını görmeden buradan gitmek istemiyorum.” Bir gün buradan giderse de en çok İstanbul’un canlılığını özleyeceğini ifade ediyor Masayuki Watanabe.
Azerbaycan’dan gelen gazeteci-yazar Nazire Abbaslı ise İstanbul’un coğrafi-tarihî güzelliğine vurgu yapıyor. Azerbaycan Respuplika gazetesinin Türkiye muhabirliğini yapan Abbaslı, İstanbul’u “atalarının ayak bastığı mukaddes toprak” olarak nitelendirdikten sonra devam ediyor: “İstanbul bizim için seksen yıl kalbimizi gömdüğümüz Türkiye sevgisinin büyük bir parçasıdır.”
İSTANBUL’DA SABAH EZANLARI BİR BAŞKA
İstanbul’a ilk geldiğinde biraz hayal kırıklığına uğrasa da yine de çok heyecanlanmış Azeri gazeteci: “Geldiğim zaman hava kirliliği vardı, sular akmazdı, Haliç kötü kokardı, şimdi çok daha güzel. Ancak her şeye rağmen İstanbul o zaman da çok güzeldi. Buraya geldiğim anda ecdatlarımı düşündüm. Ne mutlu bana ki bu topraklara ayağım değdi.” Aslında onun da korkuları, sitemleri var. En çok kapkaçtan rahatsız oluyor, çok sevdiği İstanbul’da rahatça dolaşamadığı için. Bir de yaşadığı şehrin kıymetini bilmeyen İstanbullulara kızıyor. İstanbul, el üstünde tutulması gereken bir şehir ona göre.
Dünyada cennet arayanlara İstanbul’u gösteren Abbaslı, uzun yıllar Sovyet rejimi altında yaşadığı için temel dinî bilgileri Türkiye’de öğrenmiş, yüksek lisans ve doktorasını da İstanbul’da yapmış. Ayrıca ilk namazını da bu kentte kılan konuk gazeteci, ülkesine gittiği zaman en çok sabah ezanlarını özlüyormuş: “Azerbaycan’da da çok şükür camiler yapıldı; ancak İstanbul’daki ezanlar, özellikle de sabah ezanları bir başka.”Hacer POYRAZ / AKSİYON
